Ummadık Daş Baş Yarar

Toprağı Hissetmek

82

Toprak, ruhumuza ab-ı hayattır. Toprak insana değil, insan toprağa bağlıdır. Toprağın yağmur
ile meşk ve raks etmesi ile birlikte ortaya çıkan o misk kokusu, doğaya ve insana nefes
aldırmaktadır. Ondandır ya bedenimiz cismen toprak ile buluşunca bir sükunete ve enerjiye
dönüşmektedir. Ayrıca toprakta yetişen tüm canlılar birbirlerine hayat vermektedir. Toprak
her canlıyı kendi bünyesinde saklayıp zamanı gelince filiz gibi ortaya çıkarandır. Toprak ve
hava, onların mutlak izleyicisi olan insana birbirinden ayrılmaz ve sonsuz vericilikte bir çift
gibi görünürler oysa zamanla, doğa olaylarıyla ve insanın yıkıcı etkisiyle nasıl biçim
değiştirdiklerini varoluşlarının nasıl başkalaştığını kavraması ancak parçası olduğu
medeniyetin yok oluşu zamanına rastlar.
Yaşam biçimi bir insanın yaşam süresini nasıl etkiliyorsa toplulukların yaşam süreleri de
topraklarına nasıl baktıkları ile çok yakından ilgilidir.  Dünya üzerindeki medeniyetlerin
gelişmelerinin sahip oldukları kaliteli toprağa bağlı olduğu ve  dolayısıyla yok oluşlarının da
bu toprağın kaybından kaynaklandığını görmekteyiz.
Toprak insanın aslıdır, atasıdır. Sadık yarimiz, ana yurdumuz, baba ocağımızdır. Herkesin
inmek zorunda olduğu son durak. İnsan ölür, ağaç kurur, demir erir, taş çatlar, metal yorulur,
beton dağılır; toprak dayanır. Vefalıdır, eğer iyi bakarsan bağ olur. Toprakla aramız
açıldıkça, betona yaklaştıkça, o boşluğu, dünyevî şeyler dolduruyor. Hayat, düşenin kaldığı
bir cendereye dönüşüyor. İnsan ölümlü olduğunu bile unutabiliyor. Oysa toprak, geldiğimiz
ve gideceğimiz yeri hatırlatır bize. Ayaklarımız ne kadar bassa da her adımda toprağa, biz o
kadar unutuyoruz, yaşam ile ölüm arasında bir çizgide yürüdüğümüzü. Ve aslında her adımda
farkına varmalı insan hayatın ona sunduğu toğrağın bereketini.

MÜCAHİT BALIKÇI

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.