Ummadık Daş Baş Yarar

Modern Sağırlık ve Körlük

245

Sağırlık ve körlük. Bu iki nitelik tek bir vücutta bulunursa ne olur? Peki doğumundan itibaren böyle olan bir bireyi hayal edin. Dış dünyada hayat denilen bir şey yaşanıyor ama siz daha ilk dakikadan bu oyunda kadro dışısınız. Böyle birine yaşıyor diyebilir misiniz, ya da diyip dememeniz onun için neyi değiştirir? Ses ve görüntüden yoksun olarak düşünün hayatı, geriye ne kaldı? Bir koku alıyorsun ama o ney, yaptığın eylem nedir, ben neyim ve neredeyim ya da hepsini unutun bu soruların çünkü bu soruları sorabilmek için bile hayatın içinde olmanız ya da en azından yaşadığınızın farkında olmanız lazım. Hoş, beş duyu organının hepsi sağlıklı olmasına rağmen kendine bu soruları soramayan insan sayısı bir hayli fazla ama onu es geçelim şimdilik. Çok mu yabancı geldi size bu hisler? Aslına bakarsanız çok da yabancı sayılmazsınız hayatı kör ve sağır yaşamaya. Ne diyor bu diye düşünüyor olabilirsiniz, hemen şöyle izah edeyim izninizle: Yaşadığı hayattan zevk alamayan bir birey düşünün, bu siz de olabilirsiniz çünkü son yıllarda psikologlarımızın ofisleri bu şikayetle gelen bireylerle doldu taştı, bu arkadaşımız da bir nevi kördür aslında, çünkü hayatını güzelleştirebilecek yüzlerce detayı görememektedir. Siz sormadan ben hemen buna da birkaç örnek vereyim: Mevsimlerden ilkbahar olsun, bir sabah çıktınız yolda yürüyorsunuz, o ilkbaharın neşesiyle gelinlik kız gibi süslenen o ağacı görmediniz tabi ki , aynı zamanda o ağacın dalının sarktığı duvarın üstünde balerin edasıyla yürüyen o minik kediyi de ve yine aynı duvarın dibinden omuzunda kızının pembe çantasıyla yürüyen takım elbiseli babayla, saçları iki yana örgülü küçük kızı da görmediniz. Peki neden? Belki de siz bütün bunlar olurken küçücük ekrandaki uzun ince kırmızı çizgilere bakıp İstanbul da iyice yaşanmaz bir yer oldu diye hayıflanıyordunuz, ya da Ayten hanımın “GÜNAAAYDIINN!!” yazılı buram buram yapmacıklık kokan fotoğrafına bakıp, insanlar nasıl bu kadar mutlu olabiliyor diye düşünüyordunuz. Oysa şöyle derin bir nefes bile çekseydiniz içinize, yan bahçeden gelen tazecik toprak kokusu dolacaktı ciğerlerinize ve yüzünüze tatlı bir tebessüm yerleşecekti, ama sakın bu dediğimi Mecidiyeköy’de denemeyin, maazallah yüzünüze tatlı bir tebessüm yerine akciğerinize milyonlarca bakteri yerleşir sonra sorumlusu ben olurum. Diyelim ki bu örnekle tatmin olmadınız, şöyle deneyelim o vakit. Yalnızlıktan şikayet eden bir insanı hayal edin, ya da başka bir deyimle yanı başında olan doğru insanları göremeyen bir birey. N’oldu, bu örnek daha bir tanıdık geldi galiba. Görememeniz aslında bir bakıma da normal,niye çünkü bakmayı bilmiyoruz. Öyle bir çerçeveden bakmalıyız ki hayata, her küçük detaydaki mükemmel güzellikleri görelim, öyle bir bakmalıyız ki gözümüzün önündeki o kalın ön yargı perdelerini yırtıp atalım. Kaldırın gözünüzün güneşliklerini de içerisi biraz ışık alsın, çünkü biliyorsunuz güneş girmeyen beyine psikolog giriyor. Ne demiştik, çok da yabancı değilsiniz bu hayatı kör ve sağır yaşamaya. Hadi körü anladık da sağırlık ne alaka der gibisiniz, şöyle efendim; Hayatınızı düşünün, biraz ergenlik zamanınıza doğru inelim. Kaç yüz kez kulak tıkadınız ailenizin bitmek bilmeyen (!) tavsiyelerine, ya da sizin iyiliğinizi düşünen arkadaşlarınıza kaç kere sağır taklidi yaptınız? Bağıra bağıra ucu kötüye gidiyor bu işin dediklerinde duyuyordum onları demeyin şimdi bana. Peki size sağır denmeyecekse kime denir? Hep kötü gösterdik bu hayatta sağır ve kör olmayı ama aslında gerekli zamanlarda bunlar olmadan da yaşayamazsınız bu hayatı. Hayallerinize giden yolda mesela. Sizi sözleriyle geriye düşürmek isteyenlere karşı sağır olmanız lazım. Karşınıza çıkacak yüzlerce kötü örneğe karşı da bir miktar kör. Anlayacağınız bu hayatı yaşamak için yeri geldiğinde kör yeri geldiğinde sağır, kimi zaman da hem kör hem sağır olmak lazım.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.